NAŞ NAŞ
Görüyorum seni olduğun gibi, çabasız. Ruhunun sığlığı içimi bunaltıyor. Saçma nezaketin, sevgiye dair soluk ışığın; emek vermeye değmez dedirtiyor. Toy atlar gibi her boşluğa toynak çırpan, ne yaptığını bilmeyen bir halin var.
Uzatsam elimi tutacağım bir çocuğun eli bile değil; öyle güvensiz. Sırf şişik, bomboş egon boşa çıksın diye belki; son kez yüzüne bakıp bu zihin bulanıklığına ve de mide bulantısına son vermek istedim.
Senin görmeyen; ne gördüğünün de artık umurumda olmadığı bakışlarından geri alıyorum kendimi. Oldurma telaşımdan, kendimi suçlamaktan ve o gri kapıyı çalmaktan da vazgeçtim. Ufak çakıl taşına amaçsızca vurarak yürüdüğüm o yoldun sen, geri dönüyorum.
Sen kendini büyütme çalış, olmadı hayat bunu senin yerine de yapar. Maksat senin de katkın olsun kendi hamurunda.
Yalanlarınla köprü kurmak istesen; tek bir basamak yapamazsın, kartalların gökyüzünde uçmaya çalışan bir sığırcık kuşusun sen.
Kibrinden insanlığın flulaşmış, sığ gölgen de nü a canım. Ne ömür emanet etmesi olmayan sevgine güzelim, ben sana sözümü dahi emanet vermiyorum.
Yolların yine kendine çıkıyor ama kendi ellerini o derin sevgiyi hissederek tutamıyorsun. Arayışların da bakışların gibi yönsüz…
Durma yolumun manzaralarında, benim rüzgarım senin karanlık yüzüne değmesin.
Hadi bakalım naş naş yavrum !
ADMIN
Kendi Yolunu Yürümek'in yazarı. Kendi yolunu arayan, yürüyen ve yol boyunca keşfettiklerini paylaşan bir gezgin.